Barbarlar gelecek mi?

Barbarlık karşısında sanat ne işe yarar? Nihayetinde Auschwitz’te kadınları ve bebekleri gözlerini kırpmadan fırına yollayanlar Beethoven dinleyen, Goethe okumuş kimselerdi.

Geçen hafta dünya bir kez daha savaşın eşiğine gelince (ya da siyaset gereği öyle görününce) bir barbarlık tartışması başladı. Olası savaşın yıkımı bir tarafa, Amerikan başkanının İran’ın kültür hazinelerini yerle bir etme tehdidi tartışmanın merkezindeydi. New York Times’ın sanat eleştirmeni, bu tehdidi “İŞİD ya da Taliban barbarlığıyla” eşdeğer görürken kavramı yeniden tanımlıyordu: Barbar, kültüre bakarken hiçbir güzellik görmeyendir.

Kültürel ve tarihi eserlerin hedef alınması, savaş suçu olma ihtimalinin yanısıra, barbarlık hakkında konuşmak için iyi bir çıkış noktası.

Marx barbarlığı insanlığın gelişiminde bir aşama saymıştı. Vahşilikle medeniyet arasındaki bu dönem ancak kapitalizmin yenilgisiyle bitebilirdi. (Erken kapitalizmin acımasız düzenini “barbarca” diye tanımlıyordu Marx.) Gelgelelim, öngörüsü ilerlemeci tarih anlayışına, yani Marx’ın en çok eleştirildiği noktaya dayanıyordu. Bir yüzyıl sonra Stalin Rusya’sında eşi görülmemiş barbarlıktaki çalışma kampları ve katliamlar bir anlamda Marx’ın savını çürüttü.

Barbarlığa ilişkin daha ikna edici yorum bir romancıdan geldi. J. M. Coetzee, Barbarları Beklerken adlı romanında barbarlığı bir aşama değil sürekli yinelenen bir izlek olarak anlattı: “Her kuşakta bir kez olsun barbar isterisi depreşiyordu.” Buna göre barbarlar dünyadan hiç eksik olmaz çünkü asıl barbarlar asiler değil, gücü elinde tutanlardır.

Barbar imgesi Batı düşüncesinin hep merkezinde yer aldı. Yunanca barbaroi, Yunan dilini konuşamayanlar anlamına geliyordu. Zamanla sözcük bütün yabancıları kapsar oldu ve Yunanlar Perslere üstünlük sağladıktan sonra bütün “barbar”ları kendilerinden aşağı görmeye başladılar. Barbarlığın karşıtı uygar, sivil bir toplum (civitas—düzenli toplum) Aristoteles’e göre iyi bir yaşamın mümkün olduğu tek yerdi. Romalılar içinse barbarlar daima kapıdaki tehlikeydi. Yüzyıllar sonra, 11 Eylül saldırılarının ardından sağcı Niall Ferguson barbarların yine kapıda olduğunu ilan edecekti. Bugün de dünyada yükselen sağ milliyetçilikle birlikte göçmen karşıtlığı “kapıdaki barbarlar” söyleminden güç alıyor.

Bu resimde eksik olan elbette Batı barbarlığı—sömürgeciliğin, emperyalizmin, şimdi de neoliberal kapitalizmin acımasızlığı yeterince deşilmiyor. Batı kendini daima barbarlık karşıtı olarak konumlandırırken günahlarıyla yüzleşmekten kaçınıyor. Belki de bu yüzden Palmira’daki antik kenti, Ninova’daki Maşki Kapısı’nı yok eden, bir müze müdürünün kafasını kesen İŞİD, dünyaya kullanışlı bir barbar imgesi sundu.

Barbarlığın yaygın iki anlamı vardır: Şehirli olmayan (medeni: ‘medine’de mukim) ve yasa/kültür tanımayan… ‘Modern’ teröristler bu tanıma uyuyordu.

Aslında modern dünya barbarlığı yok etmek yerine yeniden üretiyor. Bu savı kültür alanında George Steiner dile getirir. Liberal iyimserliğin insanlığı barbarlığa karşı korumadığını söyleyen Steiner buradan bütün yapıtının merkezindeki soruya varır: Barbarlık karşısında sanat ne işe yarar? Nihayetinde Auschwitz’te bebekleri gözlerini kırpmadan fırına yollayanlar Beethoven dinleyen, Goethe okumuş kimselerdi.

Yeni bir barbarlık çağındayız. Büyük olasılıkla yakın gelecekte kapitalizmin vahşiliği iklim barbarlığıyla birleşecek. Kapitalizmin en ölümcül dönemi benzersiz bir barbarlık gösterisi olabilir. Yeni barbarlık çağında köktencilik yüzünden değil kapitalist hırslar yüzünden felaketler yaşayabiliriz. Önümüzde iki seçenek var: Ya insanca bir yaşam ya barbarlık (Rosa Luxemburg’un söylediği gibi—üçüncü bir yol yok).

Güce, hırsa ve Orwellci bir kontrol sistemine dayanan yeni barbarlığın maharetlerinden biri kendini gizlemesi, çünkü söylemi de güçlüler belirliyor. En yakın örnek: “Kanal İstanbul” bir iklim ve doğa barbarlığı değil bir medeniyet projesi olarak tartışılıyor.

Barbarlar tarih boyunca kullanışlı bir araçtı. Muktedirler halklarını korkuturken hep barbarları beklediler. Kavafis de Coetzee’nin romanına adını veren şiirinde o bekleyişi anlatmıştı: 

“Neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?

Bugün barbarlar geliyormuş buraya.

Neden hiç kıpırtı yok senatoda?
Senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar?

Çünkü barbarlar geliyormuş bugün.
Senatörler neden yasa yapsınlar?
Barbarlar geldi mi bir kez, yasaları onlar yapacaklar.

Neden öyle erken kalkmış imparatorumuz,
şehrin en büyük kapısında neden kurulmuş tahtına,
başında tacı, törene hazır?

Çünkü barbarlar geliyormuş bugün…”

Barbarlar gelmeyecek—onlar zaten aramızda dolaşıyor.