“Hindistan’daki Ghoramara Adası’nın yüzde 75’lik kısmı yükselen deniz suları ve aşırı yağışlar sebebiyle son yirmi yılda yok oldu. Adadan geriye 3 kilometrelik bir alan kaldı.”

Gazetedeki bu arka sayfa haberini, denize karışmaya devam eden toprak parçasının üzerine oturmuş, gözünü uçsuz bucaksız okyanusa dikmiş, çıplak ayakları, kavruk yüzlü bir oğlan çocuğunun fotoğrafı tamamlıyor. Üzerindeki bermuda şortu ve kolları dirseklerine kadar sıvanmış gömleği ile çocuk, yavaş yavaş yok olan geçmişine bakıyor. Çocuğun akrasında, damları palmiye dalları kapatılmış, kulübeden fazlasını vaat etmeyen evler görülüyor.

Dünyanın bir köşesinde unutulmuş ve yok oluşa giden bu ada, hiçbir çocuğa hiçbir güzel gelecek hayali sunamıyor belki ama o çocuk, deklanşöre basan foto muhabirinin gününü kurtarıyor. Ortaya uluslararası ajansların servise koyabileceği ve dünya basınında kendine yer bulacak bir fotoğraf karesi çıkıyor. Çocuklar, son yıllarda gazetecilere, medya kuruluşlarına, haber ajanslarına çok etkili malzemeler veriyor. En etkili, en dikkat çekici, sahiplerine ödüller kazandıran anların, karelerin baş köşelerinde hep çocuklar var. geçmişlerini bir anda kaybeden ve bir gelecekleri de olmayan çocuklar.

Sahile vurmuş cesetleriyle, nehir kenarlarında babalarıyla koyun koyuna ölümü karşılarken, vahşi savaşların yıkıntıları arasında yok olup giderken, sahipsiz mayınlarla masum vücutları parçalanırken, batan mülteci botlarıyla Ege ve Akdeniz’in derinliklerine gömülürken, yokluğun ve yoksulluğun pençesinde açlıktan kırılırken, dünyanın bütün acımasız senaryolarında başrol hep çocukların.

Birleşmiş Milletler’in son raporuna göre halen dünyada 149 milyon çocuk açlıkla savaşıyor. Daha doğrusu savaşamıyor, açlıktan ölüyor. Her yıl 9 milyondan fazla hacının, üç milyondan fazla kurban kestiği, binlerce ton etin israf olduğu Suudi Arabistan’ın komşusu Yemen’de 5 milyon çocuk açlığın pençesinde kıvranıyor. Yüz binlercesi her yıl ölüyor. Ve “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” Diyen Peygamber’in ümmeti bu faciadan hiç hicap duymuyor. Bu sorunu çözmek yerine görmezden geliyor.

Büyük adamların, büyük siyasetlerin, büyük egoların ürettiği çatışma ve yıkımların bedelini hep o minicik masum bedenler ödüyor. Her türlü siyasal mücadelenin, kavganın kaybedeni hep çocuklar. Bütün bunlara rağmen dünyayı yönetenlerin gündeminde çocuklar yok. Savaşlar konuşuluyor, silah alışverişleri konuşuluyor, yeraltı kaynaklarının paylaşımı için kıyasıya mücadele veriliyor, teknoloji yarışları yapılıyor, o teknolojiyle bir anda ne kadar büyük yıkımlar yapılabileceği senaryolaştırılıyor. Yaşadığımız gezegeni, ülkeleri ilerde devralacak nesil ve nesiller hiç gündeme gelmiyor. Dünyanın bize atalarımızdan miras değil, çocuklarımızın, torunlarımızın emaneti olduğu hiç küresel hesaplarına konu olamıyor.

Bütün bu karamsar tablo içinde umut veren gelişmelerde yaşanıyor elbette. Çocuklar, sadece umut değil aksiyon da katarak büyüklerinin oyun alanına müdahil oluyor. Kendi gelecekleri için harekete geçiyor. Elbette Z kuşağından bahsediyoruz. Yani 2000 yılı ve sonrasında doğan nesilden… 16 yaşında İsveçli otizm spektrumla iklim aktivisti Greta Thunberg’in küresel ısınmaya dikkat çekmek için başlattığı mücadele ve onun sesinin Birleşmiş Milletler’de duyulması, Z kuşağında büyük bir uyanışın fitilini ateşledi. Pek çok ülkede o neslin temsilcilerinin, ülkelerinin sorunlarına sahip çıkmak harekete geçmesine yol açtı. Büyüklerin fikirleri ve kararıyla cehenneme dönen bu güzel gezegen, belki de asıl bedelini ödeyen küçüklerin mücadelesi ve müdahalesi ile daha yaşanılabilir hale gelecek.

GELECEĞİMİZİ ÇALMAYA HAKKINIZ YOK!

Elbette dünyayı kurtarmak o kadar kolay değil! Hollywood filmlerindeki süper kahramanlar yok hayatta. Ancak genç kitleler, özellikle de Z kuşağı kendi süper kahramanlarını yetiştiriyor artık. Ekim ayının ilk haftasında dünya genelinde en az 4 milyon çocuk, okullarını kırıp geleceği tehdit eden küresel sorunlara karşı yürümüştü. Şimdi bu eylemlerin sürekli hale gelmesi bekleniyor. Küresel ısınmaya ve çevre kirliliğine karşı uçağa binmeyen, otel yerinde çadırda konaklayan ve deniz yolculuklarında Katamaran’ı tercih eden Greta’nın büyüklerine mesajı net: “Önümüzdeki 12 yıl içinde küresel ısınmayı 1,5 derce düşüremezsek, neslimiz tükenecek. Böyle giderse hepimiz öleceğiz ve benim geleceğimi çalmaya hakknız yok!”

Z kuşağının küresel sorunlara bu kadar duyarlı hale gelmesi sadece gelecek kaygısından kaynaklanmıyor elbette. Amerikan Psikoloji Birliği’nin araştırmasına göre bu kuşak bugüne kadar tespit edilen psikolojisi en bozuk nesil olarak tarihe geçiyor. Yaşları 12 ile 23 arasında değişen (Y kuşağının son temsilcileri ile Z kuşağı) gençlerin yüzde 90’ında anksiyete atakları, obsesif bozukluklar, depresif sorunlar ve panik atak görülüyor.
Greta’nın kuşağından 18 yaşındaki ABD’li Emma Gonzales, geçen Mart’ta yaşanan Douglas Lisesi katliamından kurtulmayı başaranlardan. Emma o katliamda 17 arkadaşını kaybetmiş. Ve şimdi o bireysel silahsızlanma mücadelesi veriyor.

Güney Afrikalı 11 yaşındaki Yola Mgogwana, Cape Town ve çevresindeki sel felaketleri ve erozyonla mücadele için kurulan Earthchild Project’de (Dünya Çocukları Projesi) aktif çalışıyor.

13-15 yaşlarındaki İngiliz kız kardeşler Amy ve Ella Meek ise kurucusu oldukları Kids Aganist Plastic (Plastiğe Karşı Çocuklar) hareketi ile Z kuşağının, dünyanın baş kirletici maddelerinden olan plastik madde kullanımını azaltmayı hedefliyorlar.

Z KUŞAĞININ TÜKETİM GÜCÜ

Z kuşağının mücadelesi bir ütopya gibi görülmemeli. Çünkü dünyanın yeni ve en güçlü tüketici grubu yakında bu nesil olacak. Zira Z kuşağının daha şimdiden dünya genelinde 44 milyon dolara ulaşan bir tüketim ekonomisine sahip olduğu öngörülüyor. Onların tüketimdeki hassasiyetleri, küresel şirketlerin daha çevreci ve daha az kirleten modellerine yönelmesine yol açabilir, böyle bir akım başlatabilir. Nitekim bunun da işaretleri son yıllarda görülmeye başlandı. Ayrıca Z kuşağının siyasal taleplerine, küresel liderlerin gözünü tamamen kapaması artık mümkün değil.

Görünen o ki Z kuşağı, daha iyi bir hayat, daha özgür bir yaşam uğruna göç yollarında yok olup giden nesildaşlarının hatırasına sahip çıkacak. Savaşlarda yetim kalan çocukların sesi olacak. Geceleri aç uyuyan milyonlarca akranlarını dünyaya duyuracak, onları doyurmanın çarelerini bulacak. Ve belki de onlar, kendi geleceklerini kendileri kuracak…