87 yaşında aramızdan ayrılan karikatürist ve çizgi film yönetmeni Tonguç Yaşar, Türkiye’nin en özgün karikatür sanatçılarından biriydi.

Yıllar önce Akdağ Saydut, 10 Eylül 2011, meslektaşı Akdağ Saydut’a verdiği söyleşide hayatı ve sanatı ile ilgili önemli açıklamalar yapmıştı.

Saydut, “Onda çağdaş bir Avrupalı sanatçının özelliklerini görürsünüz. Yüzü, kılığı, inanışlarındaki güzel inatla…” diye tanımlıyor Yusuf Ziya Ortaç onu. Tonguç Yaşar 50 Kuşağının en önemli çizerlerinden biridir. O, ilkelerine sanatçı kimliği ile bağlılığı, onları savunuşu ve dik duruşuyla örnek bir ağabey, bir ustadır…” diyerek takdim ettiği sanatçıyı tanıma sürecini ise şöyle anlatıyor:

İmzalarını ilk kez çocuk dergilerinde görmüştüm. Yazısız ve soyut anlatımlı çizgiler. Bu çizgiler kimi zaman matematikti benim için. O geometrik yüzeylerle iletişim kuran çocuklar, insanlar… Aklımda buna benzer şeyler kalmış. O soyut nesnelerle cebelleşen çocuğun adı Tonguç, o bandı çizen yine Tonguç! Çok hoş ve eğlenceli. Soyut şeylerle düşünmeyi, soyut imgeler arasında bağlantılar kurmayı Tonguç Abi’nin çizgileriyle öğrenmeye başladım desem abartmış olmam.

Gazete ve dergi sayfalarında izlediğim karikatürlerinde, kimi zaman adının ilk hecesini imza olarak kullanır. Ben onun çizgilerini 60’lı yıllarda tanımaya başlamıştım. Çok sonraları Dolmuş dergisinin eski sayılarını karıştırırken, karşıma Ahmet Bey ve Gölgesi çıkıverdi. Ahmet Bey ve Gölgesi benim için güzel bir sürprizdi.

İBB Karikatür Ve Mizah Merkezi’ndeki Dolmuş koleksiyonlarından 13 çizim saptayabildim. Bu çizimlerin birer örneğini bastırıp, Bizim Gazete’de yayınlama izni almak amacıyla Tonguç Abi’nin yanına gittim. Sohbetimiz “Ahmet Bey ve Gölgesi” ile sınırlı kalmadı doğal olarak.

Dolmuş’un 31 Mayıs 1956 tarihli 22. Sayısında onu tanıtırken “… son iki sene içinde sosyal konular üzerine yaptığı sağlam nükteleriyle birden bire dikkati çekivermiştir.

Karikatürlerinde siyah kullanmaz. Bu sadece Dolmuş’ta çizdiği ‘Ahmet bey’in Gölgesi’ne verilmiş bir imtiyazdır…” notu vardı. Ahmet Bey ve Gölgesi sanki o dönemin ruhunu anlatıyor. Tek parti dönemi kapanıp, çok partili bir sürece girilince sanki demokrasi gelecek beklentisi vardı. Ama pek öyle olmadı. Demokrasi gel deyince gelemiyor. Demokrasi Ahmet Bey’in gölgesi gibi bir şey galiba.

Kimi zaman Ahmet Bey yamuluyor, gölgesi dik duruyor, kimi zaman Gölge Ahmet Bey’in ensesine yapışıyor, ne özel hayat, ne bireysel özgürlük tanıyor.

Tonguç Abi’ye bu düşüncelerimi açınca, doğru diyor ve ekliyor:
— Ahmet Bey ve Gölgesi aslında kişinin ikilemi, doğru ve yanlış tarafı, iyi ve kötü tarafı. Doğru ve yanlış insanda bir arada yaşıyor.

O sırada aklıma bir aralar Akbaba dergisinde yayınlanan Bay Rufaî geliyor.

Az sayıda çizilip, kaybolmuştu (1965) . Yusuf Ziya Ortaç, Bizim Yokuş adlı kitabında, Bay Rufaî’nin akıbeti ile ilgili olarak “… bu bitişin nedenini söyleyeyim mi size? Bay Rufaî, Rufaî olmamıştı da ondan!.. Tonguç, hani şu bizim : dediğimiz Rufaî’yi tanımıyordu. O yeni kuşağın karikatüristidir, Rufaî ise eski neslin adamı… Bay değildir, bey bile değildir. Kalender bir derviştir Rufai!” diye yazıyor. İşin aslı nedir diye merak ettim doğrusu. Tonguç Abi’nin yüzünde muzip bir gülümseme beliriyor ve yanıtlıyor:
— O zamanlar İlhan Selçuk Akbaba’ya yardım ediyordu. Hatta bira ara Yusuf Ziya Ortaç yurt dışına, oğlunun yanına gittiğinde derginin baş yazılarını da İlhan Selçuk yazmıştı. Bay Rufaî’nin sözlerini yazan İlhan’dı. Bu durumda Rufaî’yi bilemeyen İlhan oluyor, ben sadece çiziyordum. Yusuf Ziya her halde o yazıda İlhan’a taş atıyor…
Bay Rufaî ‘nın kısa ömürlü olmasının nedeni ortak çalışma galiba. Fakat, bir derginin yayınına dışarıdan verilen bu destek, çok güzel bir Bab-ı Âlî dayanışması. Günümüzde böyle bir dayanışmayı zor görürüz diyorum. Bu arada Yusuf Ziya Ortaç’ın Tonguç Abi’nin karikatürlerine, deyim yerindeyse kota uygulayan bir ifadesi var. Onun için “Çizgisi imza olmuş bir sanatçıdır. Karikatürleri bir mizah dergisine ayrı bir tad verir, ama doyurmaz. Ama Tonguç bir tane olursa beğeniriz…” diyor. Bu söylemin nedenini soruyorum. Tonguç Abi anlatmayı sürdürüyor:
— Yusuf Ziya’yı bir üstad olarak görürdük. O zaman bir haber başlığı “Gazetelerden” diye alınır ve karikatür çizilirdi. Steinberg’in öncülüğünü yaptığı modern karikatür yazısız , çizgiyle anlatıma dayanıyordu. Biz bazı soyut şeyler yapmak istiyoruz, yazısız çizmek inancındayız. Asıl karikatürün bu olduğunu söylüyoruz, onunla tartışıyoruz da. Tabii, dedi o zaman siz işinizi yapın, arada kendiniz içinde bir sayfa yapın orada istediğiniz karikatürü yayınlayın dedi. ‘Bize Göre’ başlıklı sayfa böyle başladı. O zaman Yalçın (Çetin) ile ikimiz aylıklı çalışıyorduk. Arkadaşlara da haber verdik, genç karikatürcüler, orada çalışanda çalışmayanda, Sinan (Bıçakçıoğlu), ben, Yalçın, Ferit (Öngören) Semiramis Aydınlık karikatürlerini yayınladılar.

8 Eylül’de Radikal’de yayınlanan Nazan Özcan röportajında “Eskiden hiç olmazsa biz resmi yapıp altına yazıyorduk, şimdi yazı yazılıp altına bir tane adam çiziyorlar…” diyordu. “Gazetelerden” referanslı karikatürlere itiraz edip, bunun savaşımı veren çizerler kuşağından Tonguç Abi. Ben de “karikatürün tekâmülü böyle olmuş, aradan geçen 50 küsur yılda yazıyla resim yer değiştirmiş, bu önemli bir buluş…” diyorum. Gülüyoruz. Evet diyor, “tersine bir tekâmül…” Tabii mizah dergilerinde çizen deseni sağlam, mizahı güçlü pek çok arkadaşımızın da hakkını yemeyelim. Ancak yazı şişince o güzelim desenlerin görsellik zevki azalıyor, desen yazının içinde boğuluyor, kaynayıp gidiyor.

Tonguç Abi “Eskiden gazetelerde fıkracılar vardı, Bedii Faik gibi, Doğan Nadi gibi… Kısa fıkralar yayınlarlardı. Şimdi bunlar o kısa fıkraları yazıyorlar, altına resim çiziyorlar. Hatta bunlar karşılıklı üç, beş cümle kuruyorlar, birbirleriyle konuşuyorlar. Bir fıkrayı tek kareye indirdiler. Halbuki eskiden bant karikatür yapılırdı.

Modern zamanların karikatürü, konuyu tümüyle çizgiyle anlatmaya dayanır. Resimdeki gibi karikatürün de bir desen değerlendirmesi olduğunu düşünürsek, karikatür yazısız da derdini anlatabilmesi lazım. Modern karikatür bu. Tabii ki gazetelerde ve dergilerde ortalama okur düşünülerek yazılı karikatür yapılıyor.Ama sanatsal bir tavır alındığı zaman karikatürün muhakkak yazısız olması lazım. Çünkü resim, desen sanatsal bir olaydır. Bunu anlamayanlar olabilir ama, sanatçılar kendi aralarında salonlarda veya ressamların resim yaptığı gibi karikatürcüler de bu fikrini deseniyle, sadece deseniyle çizgisiyle anlattığı zaman, geçerli oluyor”.

Peki karikatürde renk, kimi arkadaşlarımızı büyük bir yetkinlikle ürettikleri renkli çalışmalar var. İnsanda o karikatürleri bir tablo gibi evinde, işyerinde sergilemek isteği uyandırıyor. Tonguç Abi “Tabii, Mesela Lökrey’in bazı resimleri karikatür gibidir, daha bir çok ressam vardır, hatta Picasso’da da karikatür özellikleri vardır. Karikatürün renkli olması çağımızın gereği,bu sinemanın renkli olması gibi. Çağımız bunu gerektiriyor. Gazeteler o zaman siyah beyazdı, yani renk basılmıyordu, onlarda renge dönünce karikatürde renklendi. İçinde mizahı olan, komiği olan desenleri boyasak da boyamasak da onlar karikatür olur! Ama şimdi çağın gereği renkli baskı olanağı bulunduğu için karikatür renkleniyor. Bilgisayar üzerinde yapılan çizimler de çağın gereği oluyor. Ama önemli olan orijinali. Kağıdın üzerinde yapılması önemli, çünkü orijinal o; diğeri çoğaltılmış oluyor…” diyor.

Orijinal eserler konuyu çizgi filme getiriyor. Çizgi film için hazırlanan fon resimlerinin hepsini orijinal olarak hazırladığını, işin gereği olarak kopyalama yapıldığını, ama sinemanın farklı bir alan olduğunu, baskının negatif yapıldığını, orijinal olacak olanın zaten bu negatif baskı olduğunu açıklıyor. Aklımdan bugüne kadar yaptığı çizgi filmlerin fon resimlerini, tiplerin özgün çalışmalarını, filmlerin ilginç karelerini sergilemek ve bu çizgi filmleri sergi süresince izleyicilerle paylaşmak geliyor. “Gayet tabii, hem sergi hem film gösterimi olabilir…” diyor Tonguç Abi.

Peki, Amentü gemisi nasıl yürüdü? Çizgi film sektörü ülkemizde neden gelişemiyor?
— Ben eski hattatların çalışmalarını çok önemsiyorum. Onlar usta işi, yani onlar aslında yazı resim haline geliyor. Yazı resimler, dualar amentü gemisi oluyor, leylek oluyor, insan sureti oluyor, Hz. Ali oluyor… Bir de resim yasağına başkaldırış, hat resimleri doğrudan doğruya o yasağı delmiş oluyor. Bu benim hoşuma gidiyordu. Bunlardan nasıl bir film yapalım diye. Bütün yazı resimleri toplamıştım zaten. Sezer ile (Tansuğ) konuştum arkadaşım sanat tarihçisi, dedi ki ‘dur ben bir düşüneyim, bir senaryo yazayım’. Ertesi gün yazdı geldi. Baktım çok güzel, şiir gibi bir metin yazmış. Bir aylık bir çalışmayla meydana getirdik yani. Daha sonra Çelebi’yi yaptık Ali Ulvi, ben ve Yalçın Çetin yapmıştık. O da 5 dakikalık bir tanıtım filmiydi. Çizgi film yapımcıları yeteri kadar desteklenmiyor. TRT’nin desteklemesi lazım. Çizgi filmciliğin Türkiye’de gelişememesinin sebebi, dışarıdan çok yabancı çizgi film alınması. Ya da yabancı filmlerin kopyasına ödediği bedeli, dakikasına 200 Lira gibi, bizim özgün çalışmalarımıza ödüyor. 10 dakikalık bir film için ben kullandığım teknoloji ile 5-6 kişinin 3 ay çalışması lazım. Çok büyük sermaye ve dayanma gücü gerekiyor. Dışarıya satabilirsen ancak burada yapabilirsin. Dışarıdaki Sinema endüstrisinin içinde yan bir alan olarak yapıyor ve herkese çok ucuza da verebiliyorlar.

Sezer Tansuğ’un senaryosu:
Bu ne amentü gemisiydi ki yürümezdi…
Vavlar soluya soluya kürek çektiler…
Hazreti Ali’nin yüreği titredi,
Ya Hak okunu gerdi,
Ya Hak oku varıp yüreği deldi..
Ah minel aşk dedi,
Gözlerinden yaşlar indi,
Vardı geminin altına erişti,
Amentü gemisi, yürüdü gitti…

AMENTÜ GEMİSİ

Sezer Tansuğ ile birlikte hazırladığı 1969 tarihli kısa animasyon "Amentü Gemisi" ile de tanınan sanatçı Tonguç Yaşar hayata veda etti:…"Ah mine’l-aşk” dediGözlerinden yaşlar indiVardı geminin altına eriştiAmentü gemisi yürüdü gittihttps://kronos31.news/tr/tonguc-amentu-gemisi-yurudu/

Gepostet von Kronos Haber am Dienstag, 17. Dezember 2019

Filmin kazandığı ödüller:
2. Adana Altınkoza Film Festivali, Kısa Metrajlı Filmler Yarışması, En İyi Film Ödülü (1970).
3. Adana Altınkoza Film Festivali, Kısa Metrajlı Filmler Yarışması, Jüri Özel Ödülü (1970).
TRT Ödülü (1970).
9. Annecy Çizgi Film Festivali, ön elemeyi geçerek gösterime hak kazanan ilk Türk çizgi filmi (1973).
Türk sinemasının yüz yılının en iyi animasyon filmi seçildi.