İklim değişikliği edebiyatta da etkisini göstermeye başladı. Son dönemde “iklim değişikliği romanları” ya da “iklim romanları” diye tanımlanabilecek bir edebi tür doğdu.

Cli-fi (climate fiction) şeklinde kısaltılan bu yeni edebi türün örnekleri özellikle son on yılda artış gösterdi. Bunda iklim değişikliğinin hissedilmeye başlaması ve sonuçları rol oynuyor. Örneğin bugün dünyada bir iklim travmasından, iklim endişesinden söz etmek mümkün. Bu karmaşık duruma da en iyi cevap verecek türün kurmaca olduğu söylenebilir.

İklim değişikliği romanları bazen bir distopya sunuyor, bazen de umut. Bir krize ya da acil duruma dönüşen iklim değişikliği konusunda farkındalık yaratmakta önemli bir işlevleri de var.

Avusturyalı yazar George Turner’ın 1987’de yazdığı Deniz ve Yaz bu türün ilk örneklerinden. Melbourne’de geçen roman 2030 yılında gökdelenlerin su seviyesine indiği bir kıyameti anlatıyor. Finlandiyalı yazar Emmi Itäranta’nın Suyun Hafızası adlı romanı da cli-fi distopyası türünün örneği. Bu romanda da su sıkıntısı ve yaşam kaynaklarının azalması kıyametvari bir atmosfer meydana getiriyor.

İklim değişikliği romanları İngiltere’de oldukça popüler bir tür. Ali Smith’in Sonbahar adlı romanında işlenen konulardan biri de iklim değişikliğiydi. Geçen yıl yayımlanan John Lanchester’ın The Wall (Duvar) adlı romanında iklim değişikliği, ırkçılık gibi çağın diğer acil sorunlarıyla birlikte işleniyor.

Avustralyalı yazarlar James Bradley’nin Clade ve Alexis Wright’ın The Swan Book (Kuğu Kitabı) adlı romanları ülke şu sıralar iklim değişikliğinden kaynaklanan yangınlarla boğuşurken öne çıkıyor.

Jeanette Winterson’ın The Stone Gods (Taştan Tanrılar) adlı kitabı, Barbara Kingslover’ın Flight Behaviour (Kaçma Davranışı) adlı romanı da yine cli-fi roman türünün örneklerinden. Basılı kitaplar dışında uluslararası pek çok edebiyat dergisinde de kısa cli-fi denemeleri görmek mümkün.

Öte yandan türün ilk örneğinin 1889’da yayımlanan, Fransız yazar Jules Verne’in Kuzey Kutbu’nun Satın Alınması adlı kitabı olduğu söylenebilir.